Oruç, yalnızca dini bir ibadet olarak değerlendirilmemelidir; aynı zamanda bireyin psikolojik, bilişsel ve duygusal süreçleri üzerinde derin etkiler yaratan kompleks bir deneyimdir. Psikoloji alanında yapılan çalışmalar, oruç tutmanın bireyin özdenetim becerisini artırdığı, stres seviyelerini düzenlediği ve ruhsal huzuru pekiştirdiği yönünde bulgular sunmaktadır.
Oruç, bireyin açlık ve susuzluk gibi temel fizyolojik dürtülerini kontrol etmesini gerektirir. Bu durum, özdenetim mekanizmasını güçlendiren bir faktör olarak değerlendirilir. Araştırmalar, özdenetimi yüksek bireylerin stresle başa çıkmada daha başarılı olduklarını ve duygusal regülasyon becerilerinin daha gelişmiş olduğunu göstermektedir. Oruç süresince bireylerin sabırlı olmaları ve anlık dürtülerine karşı koymaları gerektiğinden, bu süreç, bireyin genel psikolojik dayanıklılığını artırabilir.
Manevi pratiklerin bireyin psikolojik iyi oluşu üzerindeki etkisi literatürde geniş yer tutmaktadır. Oruç, bireyin ruhsal bir arınma sürecine girmesine yardımcı olur ve bu süreçte birey, kendi iç dünyasına yönelerek bir tür bilişsel farkındalık geliştirebilir. Mindfulness (bilinçli farkındalık) çalışmalarında da görüldüğü gibi, bireyin bilinçli bir şekilde dikkatini içsel süreçlerine yöneltmesi, stres seviyelerini düşürebilir ve psikolojik sağlamlık oluşturabilir.
Oruç tutan bireyler, açlık ve susuzluk deneyimi yaşayarak zor durumda olan insanlara karşı daha empatik bir bakış açısı geliştirebilirler. Bu durum, prososyal davranışları teşvik ederek toplumsal dayanışmayı güçlendirebilir. Sosyal psikoloji alanındaki araştırmalar, bireylerin ortak deneyimler aracılığıyla daha güçlü sosyal bağlar kurduklarını göstermektedir. Oruç sırasında iftar sofralarında bir araya gelmek, bireyin aidiyet duygusunu pekiştirerek psikolojik yalnızlığı azaltabilir.
Son yıllarda yapılan nöropsikolojik çalışmalar, oruç tutmanın bilişsel işlevler üzerinde olumlu etkileri olabileceğini göstermektedir. Açlık süresince beynin enerji kullanım mekanizmaları değişmekte ve bu durum, sinir hücrelerinin korunmasına katkıda bulunabilmektedir. Ayrıca, belirli süreli açlıkların (intermittent fasting) beyin sağlığını destekleyebileceği, odaklanmayı artırabileceği ve zihinsel berraklık sağlayabileceği yönünde bulgular mevcuttur.
Ramazan ayı boyunca bireylerin günlük rutinlerinde belirli bir düzen oluşturması, stres seviyelerinin düşmesine katkıda bulunabilir. İbadetler, bireyin psikolojik esnekliğini artırarak, yaşamın getirdiği zorluklara karşı daha dirençli hale gelmesini sağlayabilir. Ayrıca, oruç tutan bireylerde kortizol seviyelerinin (stres hormonu) azaldığına dair bazı bilimsel veriler bulunmaktadır. Bu durum, bireyin kendini daha huzurlu ve dengeli hissetmesine yardımcı olabilir.
Oruç, insan psikolojisi üzerinde çok yönlü etkiler yaratan bir uygulamadır. Özdenetim becerilerini geliştirmesi, ruhsal huzuru artırması, empatiyi teşvik etmesi ve stres yönetimine katkı sağlaması gibi unsurlar, psikoloji bilimi açısından önemli görülmektedir. Ayrıca, nöropsikolojik boyutta bilişsel işlevler üzerinde olumlu etkileri olabileceği düşünülmektedir. Tüm bu bulgular, orucun yalnızca dini bir ritüel olmadığını, aynı zamanda bireyin psikolojik ve bilişsel gelişimine katkıda bulunabilecek güçlü bir mekanizma sunduğunu göstermektedir.