Toplum bize başarıyı hep belli kalıplar içinde sunar: İyi bir kariyer, yüksek bir maaş, prestijli bir yaşam… Ancak başarı gerçekten bunlardan mı ibaret? Başarı gerekten nedir? Başarının tanımı kişiden kişiye değişebilir ya da tanımını kendinizce yapabilirsiniz. Kimi zaman en büyük başarı, başkalarının beklentilerini değil, kendi mutluluğumuzu ön planda tutabilmektir.
Pek çoğumuz için başarı belli kalıplara konmuştur. Herkes kendine bir hedef belirler ve o hedefi yerine getirince başardığını hisseder. Bir ressam için en güzel tabloyu çizmek, bir öğretmen için öğrencilerinin hayatına dokunabilmek, bir çiftçi için verimli bir hasat almak da başarıdır.
Ancak günümüz dünyasında başarı pek çok farklı kalıplara sokuluyor. Artık başarı sadece ‘sayılardan’ ibaret. Daha çok para, daha fazla takipçi, daha büyük bir ev…
Asıl mesele, kendi başarı tanımımızı yapabilmekte. Başarı sadece zirveye ulaşmak değil, bazen yolda olmak, öğrenmek, denemek ve gelişmektir. Bir hedefe ulaşamasak bile çabalarken kazandıklarımız da başarıdır.
Kendimden örnek vermek gerekirse, son zamanlarda kendimi en çok mutlu olduğum anlarda bir şeyleri başarmış gibi hissediyorum. Sadece ben değil çevremdeki çoğu kişide de bu durumu gözlemledim. Son zamanlarda hayatın yorgunluğu altında ezilen ve ‘yaşama sevinci’ kalmayan pek çok insan var çevremde. Bu durumu fark ettikten sonra detaylı bir şekilde de düşünme gereği hissettim. Kendimize koyduğumuz başarı hedefleri aslında bizi yıpratıyor olabilir mi?
Belki de hayatımızı başkalarının koyduğu başarı standartlarına göre yaşamak yerine, kendi mutluluğumuzu ve iç huzurumuzu ölçü alarak şekillendirmeliyiz. Çünkü günün sonunda, en büyük başarı kendimizle gurur duyabilmektir.